31 Temmuz 2009 Cuma

HERKESÇİLER

Rüşvetin, hırsızlığın, dolandırıcılığın 1 kuruşu da, yanına pek çok sıfır gelmiş olanı da birken; “benimkisi herkesin yaptığının yanında ne ki? Herkes neler neler yapıyor” diyenler..

3 liralık malını 5 liraya pazarlayan ve “herkes yapıyor, n’apalım” diyenler..

Vergi kaçakçılığından, vergi kaçıranlardan yakınıp, kendi ödemesi gereken vergiyi ne zamanında ne de ödemesi gerektiği ölçüde ödeyenler ve “herkes yapıyor, n’apalım” diyenler..

Ekonomi üzerine konuşup, çıkış yolları yaratıp, sonra gidip kayıt dışı ekonomiye hizmet edenler ve tabi ki yine “herkes yapıyor” diyenler..

Her zaman eleştirdiği belli odakların ticaret zincirlerinden, çok daha ucuz olduğu için alışverişini yapıp sonra da “herkes yapıyor, ben mi kurtarcam” diyenler..

Elaleme verir talkımı, kendi yutar salkımı hallerinde, sürekli “herkes yapıyor n’apim, ben mi kurtarcam” sözlerinin ardına sığınan bu herkesçiler, kendileri için neredeyse yaşam boyu mazeret icat etmişler. Hani mazeret izni gibi.

Neyse ki, böylesi herkesçiler dışında, karakter boşlukları, kişilik zaafları olmayan hiç kimseciler de var. Bir de sayıca artsalar..

SIĞ YA DA DERİN

“Kim iyi yaşadıysa, çok gülüp çok sevildiyse
Kim zeki insanların saygısını kazandıysa
Kim bir sanat seriyle, güzel bir şiirle veya
İnsanlara örnek olan bir ruh üstünlüğü ile bir eser verdiyse
Kim dünyayı bulduğundan daha iyi bir şekilde bırakabildiyse
Kim başkalarında en iyiyi arayıp
Onlara kendinde olan en iyiyi verebildiyse
Kimin hayatı insanlara ilham veriyorsa
Kimin izleri ardından şükranla ilerleniyorsa
İşte o kişi başarılı olmuştur”

Diyor B.A. Stanley dizeleriyle. Yaşama yapabilirlikleri katabilmek, yaşam süresince hayatı hayat yapan insanların sahip olduğu büyük güçlerden kuşkusuz. Varlığı sığlaştıracak olan tek düzlemde değil ama çok boyutlu yaşamla giderek zenginleşen insani donanımın kazanılmış renklerini yakın – uzak çevreye aktarabilmek.

Yalnızca alınmış olan eğitime dair değil ama çok farklı konulara da ilgi duyabilmek. İlgi alanlarını günlük yaşama taşıyabilmek. O alanlara dair üretimde bulunabilmek.

Her bir kişi, kendisine ve hayata dair sürekli keşiflerle yaşamını ve içinde bulunduğu ortamı zenginleştiren, kendi sanatını, kendi şiirini, kendi tınısını yaratıyorsa eğer… Ancak o zaman, ne tokmak, ne davul, ne de tokmağın her vuruşunda çıkardığı akortsuz seslerden söz edilir kuşkusuz.

29 SAAT

Kimi zaman kısa, kimi zaman uzun gelen. Kimi zaman tekdüze, kimi zaman hareketli olan. Kimi zaman renksiz, kimi zaman renkli, kimi zaman da rengarenk olan 29 saat.

Paylaşımından yeterince zevk alınmayan(lar)la geçirildiğinde, bir türlü sona ermek bilmeyen. Zevk alınan(lar)la geçirildiğinde uçup giden. Ama evlatla geçiriliyorsa dolu, dopdolu yaşanan, insana “işte hayat bu” dedirten 29 saat.

Yaşamaya anlam katan, değeri bilinen nice 29 saatler sizin de olsun.

İSTENMEYENLER

İstiyorlar ki; bir diplomaları olsun da nereden, nasıl olursa olsun. O nedenle, açık öğretim liseleri, fakülteleri, leblebi – çekirdek satar gibi diploma verirken, ortalık diplomalı cahillerden geçilmiyor. Neredeyse her gün bir yenisi açılan ve adına üniversite denilenler gibi “kuru kuru kıyafet soğuk suya ziyafet” hallerini ara soğutmasız yaşatıyor.

İstiyorlar ki; böyle havalardan gelmiş diplomalara sahip olmuşken, paralarını da havadan kazansınlar. Çalışmasınlar ama iyi para kazansınlar. O nedenle de, pek çok işyerinde kadro fazlası var zaten ve temel kadro da dahil olmak üzere, rehavetten – işsizlikten yorulmuş çalışan (!) insanlar, çay – kahve ve boş lafla mesai saatlerini tüketiyorlar.

İstiyorlar ki; yağmur istedikleri zaman, istediklerince yağsın, çiçekler, istedikleri zaman, onlar izin verdikçe açsın. Bu nedenle de konuşuyorlar – anlatıyorlar – talep ediyorlar, ama o kadar. Yalnızca söylemde, asla eylem yok.
İsteye isteye isteyenler, çalışmaktan hoşlanmayanlar, rehavetin tüketiciliğinde kendilerini eritenler, söylemleri her zaman eylemlerinin önünde olanlar, isteklerden demet oluştururken, içinde yaşadıkları ortamda ise isteksizlik yaratıyorlar.

KARIŞTIRILANLAR

Bir zamandır değerler, kavramlar, sözcükler birbirine karıştırılmakta. Duruma sözcüklerin karıştırılması yönünden bakıldığında ise, insanın içini acıtan bir Türkçe ortaya çıkmakta. Öncelikle, eski ve yeni sözcüklerin anlaşılmaz bir şekilde bir arada kullanılmasına baktığımızda, çoğu kişi cümlesini bitirirken, saygı ve hürmetlerini sunuyor ya da söyleminin başında sağlık ve sıhhat diliyor.

Aynı anlamı taşıyan sözcüklerin hem eskisinin hem yenisinin kullanımı ile ortaya çıkansa, tekrarla zedelenen dilimiz oluyor. Bu sözcüklere göz atarsak:

Eski Yeni
mesut mutlu
hürmet saygı
misal örnek
mesela örneğin
sıhhat sağlık
şeref onur
şahıs kişi

Örnekleri fazlalaştırmak mümkün. Ancak, özellikle bu sözcükler sıkla birlikte kullanılıyor. Yanı sıra, bir de ingilizceden alıntılar var ki, daha da tuhaflık yaratmakta. Örneğin, açılımı Very Important Person olan ve dilimize de aynen girmiş olan kısaltma VIP, gerekli gereksiz her yerde öylesi özensiz kullanılmakta ki, sanırsınız ülkemizde her 10 kişiden 6’sı çok önemli kişi. Aynen, önüne gelenin etkili nokta yetkilisi, sanatçı ve hatta devlet sanatçısı yapıldığı ülkemizde, ulufe dağıtır gibi unvan dağıtarak insanların payelendirilmesi gibi; pek çok ortamda pek çok kişi VIP.

Benliğimize, kültürümüze sahip çıkmak, geliştirmek istiyorsak eğer, öncelikle dilimizi kullanmayı iyi öğrenmeli, doğrusunu yazıp söylemeye özen göstermeliyiz. Aynı sözcüğün hem eskisini hem yenisini aynı cümlede kullanmak yerine, günümüz türkçesine daha uygun yenisini yeğlemeli, yerel ağzın karakteristik sözcüklerinden vazgeçmemeliyiz. Vazgeçeceğimiz bir şey varsa o da; pek öykündüğümüz, ulaşmaya, içine girmeye, bir parçası olmaya çalıştığımız, onca çalışmada pek çok taviz verdiğimiz, gelişmiş toplum diye adlandırdığımız toplumların dillerindeki sözcükleri alıp aynen kullanmak olmalı.

PARALANAN PARA

Çok yüzmilyonbin lira ya da avro karşılığı ayaktopu peşinde koşanlar ve onları koşturanlardan eğlendirici dünyanın eğlendiricilerine, etkili nokta yetkililerinden bir kısım ne işle iştigal ettikleri namalum işadamlarına, paraya para demeyenlerin sayısı giderek artıyor.

Bir de azyüz lira sabit ücretle geçinip, yine de paraya para demeyenler var ki, çok şaşırtıcı. Azyüz lira para kazananlar kuruşları ve özellikle de 1 kuruşları paradan saymıyorlar. Anlaşılmaz bir direnişle, ağızlarını bir türlü bir türlü alıştıramadıkları yeni para biriminde, hala eski binlikleri, milyonları kullanırken ısrarla, 1 kuruşları geçersiz sayıyorlar ya da para üstü olarak vermiyorlar.
İnsan, acaba, diyor, bu azyüz lira para kazananlar, ayaktopçularının ve de eğlendiricilerin hayatlarının sıkı takipçileri olduklarından mı, hayatın ve olayların ve değerlerin aslından böylesi habersizler.

31 Ocak 2009 Cumartesi

Van 6. Piyade Alayı

Bir zamanlar "Doğu'nun Parisié diye tanımlanan Van, bir yanı Van gölü öte yanı bugi bugi dağları ile sımsıcacık atmosferli bir kendine özgü kent. Van'a ilk kez 26.12.2008'de, Emrah oğlumun Askerlik Yemin Töreni için gittim. Van Havaalanına indiğimizde anladık ki soğuğu üşütmüyor. Birliğiğe gitmek üzere taksiye bindiğimizde gördük ki, mesafeler kısa, doğal ki göreli olarak. Yemin töreninin yapılacağı alana gittiğimizde hissettik ki, askerlik görevini yapan gençlerimiz çok emin ellerde. Üst rütbeli tüm askerlerin incelikli ilgisi, biz törene katılan tüm aileleri çok mutlu etti. Bu ilgi ve bu nezaketin verdiği güvenle biz anneler, babalar, kardeşler, gönlümüz rahat, içimiz huzurlu olarak evlatlarımızdan ayrıldık.

Orada kaldığımız 1.5 gün içinde, Van'ın kendine özgü yeme-içme mekanlarını keşfettik.Her biri birbirinden güzel, özgün bu mekanlar içinde bir tanesi vardı ki, şehrin karakteristiğini simgeliyordu. Van; kahvaltı sofraları ile ünlü bir kentmiş. Cumartesi sabahı kahvaltı için gittiğimiz "Bak Hele Bak Yusuf Konak'ta", yöresel tatların mükemmel sunumunu, işletmecilik anlayışının incelikli emeği ile tattık. Ve çok ama çok güzel vakit geçirdik.

Van 6. Piyade Alayı, Jandarma ve Komando Birliklerinde askerlik görevlerini yapan pırıl pırıl askerlerin Yemin Töreni; temeldeki disiplin ile çok düzenli, çok nezih ve çok duygu dolu idi. Biz, evlatları ile gurur duyan aileleri, komutanın yaptığı konuşma daha da gururlu ve mutlu etti ve müteşekkir kıldı.

Tüm gençlerin yolları açık, hayatları güzel olsun.